Anne Baba Hakkı

yorum yok
2.397 kez görüntülendi okuma
30 Nisan, 2014

ad-300x115

Ana baba, yani toplum yapısının temeli olan ailenin kurucuları ve en önemli iki unsuru.

Allah’ın insanlardan korunmasını istediği beş kutsal şeyden biri de, neslin devamıdır. Neslin devamını Allah (c.c.), canlıların kabiliyet ve yapılarına göre belli kanunlara bağlamıştır. Neslini devam ettirebilmek için en büyük zorluklarla karşılaşan canlı da insanoğludur. İnsan, canlıların en güçlüsü olmasına rağmen, doğduğu anda en zayıf olanların başında gelir. Bazı hayvan yavruları doğumdan hemen sonra, bir kısmı da kısa bir zaman sonra ayağa kalkabildiği, ihtiyaçlarını gidermeye başlayabildiği hâlde insanoğlu ancak, doğumundan yıllar sonra bu seviyeye gelebilir. Neslin devam edebilmesi için bütün bu zorlukları çeken ana babalardır. Anne, yavrusunu dokuz ay karnında taşır, hamilelik süresince pek çok güçlükle karşılaşır, hayatî tehlikeleri de göze alarak çocuğunu doğurur. Hiç bir şeye gücü yetmeyen bebeğini büyütmek için, uykusundan, istirahatinden, sıhhatinden feragat eder. Nitekim Cenâb-ı Allah şöyle buyurur:
“Biz, insana, ana-babasına iyilikte bulunmayı tavsiye ettik. Özellikle de anasını tavsiye ederiz ki, o, kat kat zaafa düşerek ona hamile kalmış, emzirmesi de tam iki sene sürmüştür. Binaenaleyh; bana ve ana-babana şükret. ” (1) Aile ve çocuğun ihtiyaçlarını temin etmek için baba yılmadan, usanmadan çalışır, yemez yedirir, giymez giydirir. Çocuğun bir yeri ağrısa, onlar daha fazla rahatsız olurlar. Çocuklarının rahatını kendi rahatlarına tercih ederler. Bu zahmetli meşgale, değişik safha ve şekillerde olmak üzere yirmi otuz yıl devam eder. Hatta, ana-babanın çocuğuna gösterdikleri ilgi hayat boyu sürer gider.

Muhterem Müslümanlar;

Ana ve baba evladından saygı bekliyorsa şunları gözardı etmeyecek:

Allah Teala, kendisinden göz aydınlığı olacak eş ve çocuklar istememiz konusunda bize şöyle bir duâ talim ediyor ve buyuruyor ki: “Bize, eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et. Bizi takvâ ehline önder yap!” (2) Bu dünyada mutluluk takvâ ehlinden olabilmektir; şeref ise takvâ ehline önder olabilecek bir kalbî kıvama ermektedir.
İbrahim ve İsmail peygamberlerin müşterek olarak yaptıkları duâda da aynı motifler dikkat çekmektedir: “Rabbimiz, ikimizi de sana teslim olanlardan kıl. Soyumuzdan sana teslim olan bir ümmet yetiştir.” (3)

İnsanoğlu kendisinden beklenen beklentileri ancak yaşı kırka varıp kemale erince fark etmeye başlıyor. Nitekim Kur’an bu çağa gelen insanoğlunun bu gerçeği şöyle dile getirdiğini ifade buyurmaktadır: “…Rabbim, bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi, hoşnut olacağın yararlı işler yapmamı sağla. Bana verdiğin gibi soyuma da salâh ver. Doğrusu sana yöneldim…” (4)

Kur’an’da mal ve evlâd için fitne, ziynet ve adüv (düşman) anlamlarına birtakım özellikler sayılmıştır. Bütüncül bir yaklaşımla incelendiğinde bu ayetlere göre evlâd, Allah’ın geçici dünya hayatı için verdiği bir ziynettir. Nitekim Kehf suresinde “Mal ve evlâdın dünya hayatının ziyneti” (bk. 18/46) olduğu belirtildiği gibi Al-i İmran suresinde “eş ve oğul sevgisiyle altın ve gümüş gibi dünyalıkların insan için ziynetlendirildiği” (bk. 3/14) anlatılmaktadır.

Kur’an’a göre mal ve evlâd, insanı kulluktan alıkoymadığı sürece dünya hayatının ziyneti olmaya devam eder. Allah Teala buyurur: “Ey iman edenler, mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın.” (5) Ancak mal ve evlâd aynı zamanda imtihan vesilesi anlamı taşıyan fitne özelliğine de sahiptir. Nitekim: “Bilesiniz ki, mallarınız ve evlatlarınız fitneden ibârettir.” (6) buyurulur.

Kur’an’da bir başka yerde ise önce eş ve çocuklar içinden insana “düşman” olanların bulunduğuna işaret edilmekte; sonra, mal ve evlâdın imtihan vesilesi bir fitne oluşuna atıfta bulunulmaktadır (bkz.et-Tegabün, 64/14-15).

Cemiyetlerin istikballerinin teminatı, geleceklerinin garantisi kalpleri Allah ve vatan aşkı ile çarpan iyi nesiller ve hayırlı evlâd yetiştirmeye bağlıdır. Her meseleye kâmil bir yaklaşım tarzıyla çözüm üreten İslamiyet, hayırlı evlâd yetiştirme konusunu da mukaddes umdeler arasına almıştır. Allah Teala buyurur ki: “Ey iman edenler nefislerinizi, eşlerinizi ve çocuklarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem azabından koruyunuz.” (7) Bu ayet-i kerimenin nüzûlünden sonra Hz. Ömer: “Ya Rasulallah! Nefislerimizi koruruz, fakat ehlimizi nasıl koruyabiliriz?’’ demişti. Bunun üzerine Allah’ın Resulü de şöyle buyurdu: ‘’Allah’ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyedersiniz ve Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu, onları korumak demektir. ” (8)

Ana-baba, çocukları için canlı bir kitap gibi ahlâk kurallarını uygulayan en güzel modeldir. Nitekim Allah Teala buyuruyor ki ; “Ailene namaz kılmalarını emret. Kendin de namaza devam et.”(9) Allah Resûlü’nün şahsında bütün ümmete yönelik olan bu emr-i ilâhîde Allah Teala hazretleri hayırlı evlat yetiştirmenin onlara model olmaktan ve onlara zaman ayırmaktan geçtiğine işaret etmektedir. Nitekim Allah Rasûlü bu ayetin nüzûlünden sonra bir ay süreyle kızı Fatıma’nın evine her sabah uğramış ve “haydi namaza” diye seslenmiştir. Çünkü herkes idaresi altındakilerden sorumludur.(bk.Buharî,Cuma,11, nikah, 81, Müslim, İmâre, 20; Ebû Dâvud, İmâre,1; Tirmizî, Cihâd, 27) Onun faziletinden, diyanetinden ve terbiyesinden mes’üldür. Bu konuda pek çok dînî emir vardır:

Güzel ahlâk ile terbiye edebilmenin yolu, önce nefsimizi tezkiye ile arıtmak sonra hem yavrulara ibâdet, taât ile kulluk yolunda; hem de yalandan, dolandan, ihtikârdan, zinâdan, alkolden, kumardan kaçınarak sosyal hayatta örnek olmaktadır. Model olmak, ilgilenmemek, şefkat göstermek ailede ve toplumda eğitimin en etkin yönetimidir. Allah Rasûlü buyurur: “Yumuşaklık ve tatlı muâmele bulunduğu şeye güzellik kazandırır. Ondan mahrûmiyet ise kötülük ve çirkinliktir.” (10)

Çocukların seviyesine inmek, onlarla şakalaşmak nebevî bir emir olduğu kadar Muhammedî bir tavırdır. Allah Rasûlü çocuklarla ilgilenir, başlarını okşar, şakalaşır, selamlaşır ve onlara değer verirdi. Efendimiz çocuklarla konuşurken çömelir, onlarla gözgöze gelmeye çalışırdı. Çünkü âilede ve toplumda çocuklara zaman ayırıp ilgilenmek kişiliklerini besleyen en önemli mânevî gıdadır.

Kur’ân-ı Kerim, hayırlı evlat olması istenen yavruya kazandırılması istenen kulluk bilinci ile sosyal kimliği Lokmân (a.s.)’ın oğluna nasîhatinde şöyle özetlemektedir: “Evladım namazını hakkıyla eda et, iyiliği yay! Kötülüğü de önlemeye çalış ve başına gelen sıkıntılara sabret! Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren işlerdendir. Kibirli davranarak insanlara yüzünü eğme! Yerde yürürken çalımlı çalımlı yürüme. Çünkü Allah kibirle kasılan ve öğünüp duran kimseleri sevmez” (11).

Allah Rasûlü insanların hayır ve bereketinin üç şeyde olduğunu ifâde buyurmuşlardır: “İnsanoğlu ölünce amel defteri kapanır. Üç şey sebebiyle amel defteri açık kalır: Sadaka-i câriye, yararlanılan ilim ve hayırlı-sâlih evlat” (12-13)

Yukarıdaki bilgilerden sonra tekrar başa dönerek deriz ki; Allah’ın, ana-baba ve çocuklar arasında yarattığı sevgi ve saygıdan kaynaklanan hak ve görev ilişkisi, insan neslinin yozlaşmadan, sıhhatli ve sağlam bir şekilde devam edebilmesinin ve vazgeçilmez bir şartıdır.

Değerli Mü’minler;

Ana-babanın çocuklar üzerindeki haklarını şöyle sıralayabiliriz:

1. İtaat (saygı): Çocukların ana-babalarına karşı en önemli görevleri onlara itaat etmek, yapılması haram olmayan isteklerini yerine getirmektir. Cenâb-ı Allah şöyle buyurur: “Biz insana, ana-babasına iyilik yapmasını tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadığın (ilah tanımadığın) bir şeyi bana ortak koşman için sana emrederlerse, artık onlara bu hususta itaat etme.” (14) Bu ayet ashabtan Sa’d b. Ebi Vakkâs hakkında nazil olmuştur. Hz. Sa’d olayı şöyle anlatmaktadır: “Ben anneme hürmet ve itaat eden bir çocuktum, müslüman olunca annem bana:

-Sa’d! bu yaptığın nedir? Ya sen bu yeni dinini bırakırsın, yahut da ben yemem içmem ve sonunda ölürüm. Sen de benim yüzümden; “anasının katili!” diye ayıplanırsın, dedi. Ben; “Anneciğim böyle yapma. İyi bil ki, ben bu dini bırakmam!” dedim. Ve iki gün iki gece bekledim. Kadın ne yedi, ne içti. Bunun üzerine:

“-Vallahi anne, iyi bil ki, senin yüz canın olsa da bunlar birer birer çıksa, ben bu dinimi yine bırakmam. Artık ister ye, ister yeme” dedim. Bu azmimi görünce annem bu direnmesinden vazgeçti. Bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerîme nazil oldu. (15) .

Peygamber Efendimiz de bir hadislerinde: “Allah size, annelerinize itaatsizliği… Haram kıldı.” (16).

Yukarıda zikredilen ayet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi ana-babaların istek ve arzularını yerine getirmek, onlara karşı çıkmamak Allah’ın emridir. Ancak, ana-baba çocuğundan Allah’a karşı gelmesini, O’nu inkâr etmesini, farz kıldığı bir şeyi yapmamasını, haram kıldığı şeyleri yapmasını emrederse; onların bu istekleri yerine getirilmez. Çünkü Allah’a isyan olan hususta, ana-baba da olsa, insanlara itaat edilmez.

2. Ana-babaya iyi davranmak. Allah’u Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’de, insanın kimlere karşı görevleri olduğunu sıralarken şöyle buyurur: “Yüce Rabb’ın şöyle emretti; Yalnız Allah’a ibadet edeceksiniz, ana-babalarınıza iyilik yapacaksınız. Şayet bunlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlarsa sakın onlara “öf ” dahi deme, yüzlerine bağırma, onlara tatlı söz söyle. Onlara, merhamet belirtisi olarak tevazu kanadını aç da, “Ya Rab, küçüklüğümde bana şefkat gösterdikleri gibi, sen de onlara merhamet et” de “(17)

Peygamber Efendimiz de “kime iyilik yapayım?” diye üç defa soran bir sahabiye, üç defasında da, “annene” cevabını verdikten sonra dördüncü soruda, babasına iyilik yapması gerektiğini söylemiştir. (18).

Ana-baba, çocuklarına yeteri kadar iyilik yapmamış olsalar, hatta bazı zararları dokunmuş olsa da, çocuklar, onlara yine de iyi davranmak mecburiyetindedir. Çünkü insanlar yaşlandıkça çocuklaşır. Çocukluğumuzdaki yanlış ve zararlı davranışlarımızı güler yüzle karşılayanlar bize muhtaç duruma gelince onlara, bize yaptıkları gibi iyi davranmamız aynı zamanda bir şükran borcudur.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlüllah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Üç kişi dışında hiç kimse beşikte iken konuşmamıştır. Bunlar: Hz. İsa İbnu Meryem aleyhima’s-selam, Cüreyc’in arkadaşı.

Cüreyc, kendini ibâdete vermiş âbid bir kuldu. Bir manastıra çekilmiş orada ibadetle meşguldü. Derken bir gün annesi yanına geldi, o namaz kılıyordu.
“-Ey Cüreyc! (Yanıma gel, seninle konuşacağım! Ben annenim)” diye seslendi.

Cüreyc: “Allah’ım! Annem ve namazım (hangisini tercih edeyim?” diye düşündü). Namazına devama karar verdi.

Annesi çağırmasını (her defasında üç kere olmak üzere) üç gün tekrarladı. (Cevap alamayınca) üçüncü çağırmanın sonunda: “Allah’ım, kötü kadınların yüzünü göstermedikçe canını alma!” diye bedduada bulundu.

Beni İsrail, aralarında Cüreyc ve onun ibadetini konuşuyorlardı. O diyarda güzelliğiyle herkesin dilinde olan zâniye bir kadın vardı.

“Dilerseniz ben onu fitneye atarım” dedi. Gidip Cüreyc’e sataştı. Ancak Cüreyc ona iltifat etmedi.
Kadın bir çobana gitti. Bu çoban Cüreyc’in manastırı(nın dibi)nde barınak bulmuş birisiydi. Kadın onunla zina yaptı ve hâmile kaldı. Çocuğu doğurunca:

“Bu çocuk Cüreyc’ten!” dedi. Halk (öfkeyle) gelip Cüreyc’i manastırından çıkarıp manastırı yıktılar, (hakaretler ettiler), kendisini de dövmeye başladılar, (linç edeceklerdi). Cüreyc onlara:

“Derdiniz ne?” diye sordu.

“Şu fahişe ile zina yaptın ve senden bir çocuk doğurdu!” dediler. Cüreyc:

“Çocuk nerede, (getirin bana?)” dedi. Halk çocuğu ona getirdi. Cüreyc:

“Bırakın beni, namazımı kılayım!” dedi. Bıraktılar ve namazını kıldı. Namazı bitince çocuğun yanına gitti, karnına dürttü ve:

“Ey çocuk! Baban kim?” diye sordu. Çocuk: “Falanca çoban!” dedi. Bunun üzerine halk Cüreyc’e gelip onu öpüp okşadı ve: “senin manastırını altından yapacağız!” dedi. Cüreyc ise:

“Hayır! Eskiden olduğu gibi kerpiçten yapın!” dedi. Onlar da yaptılar.(19)

3. Maddî ihtiyaçlarını gidermek. Yaşlanıp kendi ihtiyaçlarını temin edemez hâle gelince ana-babaların bütün ihtiyaçlarını temin etmek çocukların görevidir. Bu görev sadece ahlâkı olmayıp, hukuken de vardır. Bu görevini yerine getirmeyen kimse İslâmî yönetim tarafından buna zorlanır. Allah bu görevi evlâtlara yüklemektedir: “Ey Peygamber! Sana ne sarf edeceklerini soruyorlar. De ki, sarf edeceğiniz mal ana-baba, akrabalar, yetimler, düşkünler ve yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah bilir. ” (20).

Ashab-ı Kirâm’dan Ebu’d-Derdâ Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kendisine dokuz önemli şey tavsiye ettiğini, bunlardan birinin de; ana-baba da dahil olmak üzere aile fertlerinin ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu belirtir. (21) Yine Peygamberimiz, cihada katılmak isteyen bir sahabiyi, ihtiyaçlarından dolayı, ana-babasının yanına göndermiştir. (22).

4. Saygısızlık etmemek. İslâm ümmetinin prensibi büyüklere saygı, küçüklere sevgidir. Saygıya en lâyık olanlar, saygıda kusur etmeyi dahi aklımızdan geçirmememiz gerekenler de ana-babalarımızdır. Bir gün Peygamberimiz (s.a.s.) ashabına;
-“Size, büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?” diye üç defa sordu. Üç defasında da “evet bildir, Ey Allah’ın Resulü” diyen-ashab-ı kirâma bunların sırasıyla; “Allah’a ortak koşmak, ana-babaya karşı gelmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan söylemek” olduğunu belirtir. (23).

5. Rızalarını almak. İnsanın dünyadaki en büyük görevi şüphesiz ki, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Bundan hemen sonra rızasını almamız gerekenler ise, ana-babalarımızdır. Çünkü, yukarıda geçen ayetlerde de görüldüğü gibi Allah’u Teâlâ, kendisine ibadetten hemen sonra ebeveyne iyiliği emretmiş , Peygamberimiz de (s.a.s.): “Allah’ın rızası, babanın rızasında, gazabı da gazabındadır” (24) buyurmuştur. İyilik yapmada babadan önce gelen annenin durumu da, tabii ki böyledir.

Peygamberimiz (s.a.s.) çok öfkeli bir şekilde üç defa, “Yazıklar olsun o kimseye ” dediğinde Ashab-ı Kiram; “Kimdir o? Ey Allah’ın Resulü! ” diye sorunca;
“Ana-babası veya bunlardan birisi yanında ihtiyarladığı hâlde, Cennet’e giremeyip Cehennem’i boylayan kimse” der. (25).

Abdullah b. Amr b. el-Âs’ın anlattığına göre, bir adam peygamberimiz (s.a.s.)’e gelerek cihada gitmek için izin istedi. Peygamberimiz de ona; “Annen baban sağ mıdır?” diye sordu. Adam: “Evet”, deyince Rasulullah (s.a.s.): “O hâlde sen önce onların rızasını almaya çalış, ” buyurarak ona bu görevini hatırlattı. (26).

6. Kötü söz söylememek. Onları incitecek her tür kötü söz ve davranıştan kaçınmak gerekir. Bu kötü davranışların ebeveyne doğrudan yapılması haram olduğu gibi, onlara kötü söz söylenmesine sebep olmak da haramdır. Cenâb-ı Allah’ın, “Onlara öf dahî demeyin” yasağı yanında Peygamberimizin şu hadis-i şerîfi de çok dikkat çekicidir:
“Bir kimsenin ana-babasına sövmesi büyük günahlardandır”.

-Ashab-ı Kirâm: “Bir kimse ebeveynine nasıl söver?” deyince,

-Efendimiz (s.a.s.): “Biri başkasına kötü bir söz söyler, o da tutar bunun ebeveynine söver” diye cevap verdi. (27).

7. Öldüklerinde hayırla anmak, dua etmek. Ana-baba ölmekle onlara karşı olan sorumluluklar bitmez. Onların temiz hatıralarını devam ettirmek gerekir. İnsanları insan yapan da bir bakıma, nesilden nesile miras olarak intikal eden bu güzel duygu ve hatıralardır. Peygamberimizin; “Sevgi, verâset yoluyla kazanılır” (28) hadîsi de bu gerçeği ifade etmektedir. Böylece, nine ve dedelerle torunlar arasında bir sevgi bağı kurulmuş olur. Onları hayırla anmak, bağışlanmaları için dua etmek, Allah’u Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerîm’de bize öğrettiği dualardandır; “Ey Rabbimiz! İnsanların hesaba çekileceği kıyamet gününde beni, annemi, babamı ve bütün müminleri bağışla. ” (29) .

Bir sahabî; “Ölümlerinden sonra da ebeveynim için yapmam gereken bir iyilik var mı?” diye sorunca Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Evet dört haslet vardır:
Onlara hayır duada bulunmak ve Allah’tan, bağışlanmalarını dilemek. Varsa vasiyetlerini yerine getirmek. Dostlarıyla ilişkiyi devam ettirip ikramda bulunmak. Akrabalarıyla ilişkiyi devam ettirmek ki, senin bütün akrabaların ancak onlar vasıtasıyla varolmuştur. (30)

Ölümlerinden sonra yapılacak duanın ebeveyne faydasını Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle dile getirir:

“İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üç şeyle sevabı devam eder: Sadaka-ı câriye, insanların faydalanacağı bir ilim ve arkasından hayır dua eden bir evlât” (31).

Ayrıca onlara karşı iyi, güzel olan her davranışta bulunmak, kötü, çirkin her hareketten de sakınmak, onlara karşı olan görevlerimizdendir.

Hayatta ve öldükten sonra ebeveynine karşı görevlerini yerine getiren, onları memnun edip hayır dualarını alan kimse, dünya ve ahiretin en büyük mutluluklarından birini kazanmış olur. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.) böylelerinin bereketli uzun bir ömre sahip olacaklarını, ebeveynin kendileri için yapacakları duaların Allah tarafından mutlaka kabul edileceğini ve Cennet’i kazanacaklarını müjdelemektedir .

Hz. Peygamber (s.a.s.) çocukların ebeveynlerine karşı sorumluluklarının ne kadar büyük olduğunu şöyle dile getirmektedir:
“Çocuk, hiç bir iyilikle babanın hakkını ödeyemez. Ancak onu köle olmuş bir vaziyette bulur da satın alarak hürriyetine kavuşturursa hakkını öder.” (32)

Muhterem Müslümanlar;

Üzerimizde bu kadar çok emek ve hakları olan anne ve babalarımızı sevmek ve onların sevgisini başka şeylerle değişmemek en önemli ahlakî görevlerimiz arasındadır. Bu görev, hayatta iken onlara karşı hürmet, şefkat ve merhamet göstermekle kendilerini hoşnut etmeye çalışmakla yerine getirilir.

Gerçek anne-baba sevgisinin, “annemi, babamı seviyorum”, demekten ibaret olmadığını, onlara karşı maddî-manevî her türlü görevin yerine getirilerek bu sevginin ispat edilebileceğini unutmamamız gerekir. (33)

Cenab-ı Hak ana baba hakkıyla huzuruna gelmekten cümlemizi korusun. Ana babası kendinden razı olarak dünyadan ayrılıp huzur-u Bari’ye varanlardan eylesin. Hak ve hukukumuza riayet edecek evlatlar nasib eylesin. (Amin)

Dipnotlar :

1- Lokman, 31/14
2- Furkan, 25/74
3- Bakara, 2/128
4- Ahkaf, 46/15
5- Münafikun, 63/9
6- Enfal, 8/28
7- Tahrim, 66/6
8- Hak Dini Kur’an Dili, c.8, s,161
9- Taha, 20/32
10- Ebu Davud, Cihad, 1; Edeb, 11
11- Lokman, 31/15-19
12- Tirmizi, Ahkam, 36; Müslim, Vasiyet, 25
13- H. Kamil Yılmaz, Altınoluk Aylık Dergi Haziran 2003
14- Ankebut, 29/8
15- Tecrid-i Sarih Tercemesi, c.12, s.121
16- Buhari, Edeb, 4
17- İsra, 17/23-24
18- Buhari, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1
19- Müslim, Birr, 7-8
20- Bakara, 2/215
21- Buhari, el-Edebü’l-Müfred, 9
22- Aynı hadis
23- Buhari, Edeb, 6
24- Tirmizi, Birr, 3; Buhari, el-Edebü’l-Müfred, 1
25- Müslim, Birr, 9
26- Tecrid-i Sarih Tercemesi, c.8, s.377
27- Buhari, Edeb, 4
28- Buhari, el-Edebü’l-Müfred, 22
29- İbrahim, 14/41
30- Buhari, el-Edebü’l-Müfred, 19
31- Tirmizi, Ahkam, 36
32- Buhari, el-Edebü’l-Müfred, 6
33- Şamil İslam Ansiklopedisi, ana baba maddesi


Bir önceki yazımda « makalem var.
admin

Doğru, Güzel ve Adil olan her şeyi sever, efendiliğe bayılır. Yalandan dolandan ikiyüzlülükten nefret eder.

ETİKETLER :

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?